23 Mayıs 2017 Salı

HAVADAN SUDAN # 4


22 Mayıs 2017


Söze nereden başlasam bilemedim.

Hayatımızın her aşaması bir telefon tuşuna bakıyormuş.
Sabah kalıyoruz ilk iş geceden kurulan saati kapatmak oluyor,  ardından hava durumu. Araba kullanan, ofiste çalışan kişi hava durumuna bakar mı bilmem ama 
açık alanda çalışınca mecbur bakıyor insan.

Mesajlar, mailler,  herşey tek telefonda. Tek telefonda elinizden alınınca insan her şeyin altüst olacağını sanıyor ama oluyormuş.  
Telefonumda  sorun vardı iş yoğunluğundan baktıramıyordum. İş telefonu ile idare edip gidiyordum. İşten ayrılınca vaktim bana kaldı. Telefonu servise verdim. Şirket bilgisayarınıda iade ettim, kaldım mı tablete. Evin sınırsız olması gereken interneti de sınırlı zamanlarda çalışınca netten bayağı uzak kaldım. 

Döndüm inşallah, bakalım kimler neler yapmış. 

 Bu arada ne zormuş tabletten yazı yazmak. Sabrımın elverdiği ölçüde bir şeyler ilave ederim artık.  

En son 7 mayısta havadan sudan yazmışım.  AÖF sınavından çıkıp kitap almışım.  Tek bir kitap bile okumadım.  AÖF sınavlarında birbirinden kötü geçti. 
Sanat Tarihinden 20 almışım mesela.
Bir başka dersten 28 !
Kendi kendimi nazar ettim galiba. Halbuki  herşeye yetebileçeğim konusunda inancım tamdı.

İş, okul, spor ve hobiler. 

Her birini teker teker bıraktım. 
Şuan evdeyim, nereden başlasam bilemiyorum.  
Baş ucumda bir kaç kitap ve dergi var. Her gün olmasada gün aşırı bir şeyler okumaya karar verdim.

Tez yazmam gerek ama bilgisayarım yok. Genel olarak bitti gibi olduğu kadarını düzenleyip hocaya göstermem gerek. Tabletten bir deneyeyim. 
Dikiş konusunda her şeyim yarım. Etek diktim, belini beğenmedim.  Söktüm ama yeniden dikmedim. İki tane de yarım yeleğim var.


23 Mayıs 2017

Bir ay önce çalıştığım projeden ayrıldım.  Daha sonrada izne ayrılan arkadaşların yerine baktım,  yeni insanlar tanıdım.  İnsanlarla uğraşmak ne zor bir kez daha gördüm.  
Her şeyi kendilerin bildiğini sananlar, yüze gülüp arkadan çekiştirenler.
Insanlardan soğuttunuz resmen.
Bu bir aylık süreçte bir yıldır yorulmadığım kadar yoruldum. İki vasıta ile gittim , geldim. Tüm günüm yollarda geçti.  
Rabbim İstanbul trafiğine girene sabir versin.

Niyetimde köyü ve Sinop ta öğretmenlik yapan kuzenimi ziyaret etmek vardı nasip olmayacak galiba.

Ramazanda evdeyim artık ne yemiş, içmişim paylaşacağım. 
"Ev Kızının Güncesi"  olarak devam edeceğim.  Tamam şaka o kadar da değil.  Sadece buzlu kahve denemeyi düşünüyorum onu paylaşırım. 

Bir heves katı meyve sıkacağı aldık, koyacak yer bulamadık kutusunda duruyor. 
Bu ramazan bütün meyve sebzeleri makinadan geçireceğim dedim de kim yıkayacak o makinayı. 
Dahası makinaya güç uygulamam gerekiyormuş.  Kendi gücümle sıkarak yapacaksam devasa makinaya yarı maaşımı verir miydim? Aklımdan geçeni kendisi yapmalı,  kendi kendini yıkamalı. 
Şaka bir yana havuç suyu yapayım dedim, üstten baskı yapmam gerekiyormuş. Yapamadım, yapacağımıda sanmıyorum. Benim gücümün yetmediği ablamlar hiç yapamaz.

Ev kızı karışmış evini toplamaya gider, dönünce herkesi ziyarete çıkacağım.
 Kalın sağlıcakla. 

9 Mayıs 2017 Salı

Sirkeci 8. Dergi Fuarı

Dergi fuarı fikri çok hoş olsa da sadece belli kesime hitap eden dergilerin olması üzücü. Gecen sene alıp ta yüzüne bakmadığım dergilere olduğu için bu sene alacağım dergilere önceden karar verip öyle gideceğim dedim ama olmadı. İstediğim dergiler mevcut değildi. 
Bende kendimi kaptırmayayım dedim ve 3-5 dergi ile eve döndüm.


Hafta içi olduğundan mı  bilinmez katılım azdı. 


Dergilerin pek çoğunu beğensem de fuara özel indirim olmadığı için sadece üç sayı aldım. Her biri 7 lira. Lütfettiler 21 liranın birini almadılar.


Aklımda yedikıta dergisi vardı. Vaktinde ocak sayısını alsam mı almasam mı kararsızlığını yaşamış, almamıştım. Fuarda alırım dedim fuara geldim, ocak sayısı kalmamış.  İyi madem başka sayı alayım dedim. 2015, 2016 mart sayılarını aldım. Otobüse binip kurcalamaya başlayınca aradığım derginin bu olmadığını görmüş oldum :)
Bu arada iki dergiye 10 TL verdim.


Normalde her standı gezmedim. Nedense burada durdum kaldım. Satıcı sakin sakin oturuyordu '' derginizi tanımıyorum '' dedim. Sağ olsun ilgilendi. Kibar bir Beyefendi dergi yazarlarındanmış. ''yeni bir dergiyiz, edebiyat mezunu bir arkadaşımız bizi 50 yaşından sonra keşfetti böyle bir yola girdik'' dediler.  
Şimdilik iki hikaye okudum. Günümüz konularına değinen hikayelerdi, pek sevemedim.  Belki ilerleyen aşamalarda beğendiğim yazarlar / hikayeler çıkar. 
Derginin son sayısını aldım  7 TL.


Derin Tarih özel sayıyı vaktinde de çok istemiştim. Hatta o dönemler biz dergiye aboneydik. Keşke özel sayıyı da talep etseydik dediğimi hatırlıyorum. 
Endülüs her zaman ilgimi çekmiştir. Avrupayı merak etmem, hiç ilgimi çekmez ama Endülüs'e gitmek isterim. 
Daha önce Roger Garaudy ' e ait Endülüs'te İslam  eserine başlamış yarım bırakmıştım. Olur da işten ayrılırsam biraz kitaptan biraz dergiden okuma yapacağım. 


Dergilere toplu bakacak olursak 7 adet dergi. Bir senede biter mi? Normalde biter ama evdeki dergi stoğunu görseniz hangi birini okuyacaksın dersiniz. 


2015 de Derin Tarihe, 2016 'da da Atlas + Atlas Tarihe abone olduk. Her dergiden bir parça okumuşumdur. Tamamı ile biten dergi üç yada dörttür. 

Geçen sene almış olduğum dergileri de okumadım


Gezi özel sayısından 30 - 40 sayfa okumuşumdur. Karabatak'ların birine başladım sevmedim. Kadem dergisinden de bir iki yazı okudum. Kitaplığa nasıl yerleştireceğim diye dert yanmışım, aynı şey bu dergiler içinde geçerli. 
Daha almak istediğim dergiler var halbuki. 


Son olarak aldığımız iki kitaptan bahsedeyim. Geçen gün ablamlarla Beyazıt Sahaflara gittik oradan iki kitap aldık. Sunay Akın ablamın, Paul Auster benim, ikisine 21 lira verdik. 

Fuarın bugün son günü. Benim gözüm Hece dergilerinde kaldı. Sizinde gözünüz kalmasın koşun alın. 



5 Mayıs 2017 Cuma

HAVADAN SUDAN # 3

Bir önceki havadan sudan yazısını 7 nisanda yazmışım.  Buna da 3 mayısta başlıyorum bakalım ne zamana bitirir de yayınlarım.

İşten ayrılacağımı yazmışım ama ayrılmadım. Ayın ortasında ayrılıyorum. Şuan için izinde olan kişilerin yerine bakıyorum.  Fasulyemiyim bir orada bir burada demiyorum. Iki günde olsa gittiğim yerlerde yeni şeyler öğreniyorum.  Deniz üstü çalışmalar hakkında zerre bilgim yoktu 10 günde pek çok şey öğrendim. Insan zihnin sınırları yokmuş onu da gördüm.

Hafta sonu AÖF ve Yüksek lisans sınavları çakışıyordu bende cumartesi AÖF sınavına girmedim.  İşten izin aldım Oğuz Hocanın son dersine yetiştim.
Pazar günü de Yüksek lisans sınavından çıkıp AÖF sınavına girdim.  AÖF de 4 dersin ikisine çalışıp birinin sadece yarısına bakmıştım. Artık olduğu kadarı ile. Fazlasını başım kaldırmıyor. Bu aralar çok sık baş ağrısı yaşıyorum.

AÖF sınavından sonra kendime kitap alayım dedim. Sirinevler de her zaman gittiğim kitapçı mekanı küçültülmüş, ilgili kişide şehir dışında idi aradığım kitapları bulamadım.  Bulduklarımı  aldım. Sadece biri sıfır diğerleri ikinci el.


  Şehir dışından arkadaşım geldi.  İki gün onunla gezdik. Geziler biraz yüzeysel oldu o ayrı dava.
Kendisini Balat gezmeye ikna edemedim. Daha önce gelişlerinde Arap Camisine gitmiştik.  Hep gitmek isteyipte gitmeye çekindiğim bir yerdi. Balatta öyle hem merak edip hemde gidemediğim bir yer. Yine nasip olmadı.

Kumaş aldım yeğenim için elbise dikeceğim.  


Kumaşları tahtakaleden metre karesi 12 TL ye aldım.  Lastik 5 TL, cıt cıtı sevmesem de alternatif yok diye 5 TL ye aldım, havesim olmadığından da kaybettim. Pomponlu bordürün metresi 1 TL. Pek şirindiler de ben abartmayayım dedim. 
Kumaş sabunu aldım, ev içinde kaybettim. Yine tükenmez kalemle çiziyorum :) 
Dağınıklık zor azizim.

Bir önceki kumaşlardan elbise dikeyim dedim.  Kalıp büyük geldi gözüme, küçülttüm gömlek vari kaldı. Artık kime olursa. Bu arada ilik kısmını pek beceremedim. Bir sonrakine tembellik etmez ilik ayağını kullanırım. 


Daha önce başladığım iki yeleği de bitiremedim. Nasıl yapmama gerekiyor bir bilsem devam edeceğimde bilmiyorum.

Kendime nazar değdirdim okuma yapamıyorum.

İşten eve gidiyorum yatıyorum. Hayat bundan ibaret. 

Siz nelerle meşgulsünüz. 




27 Nisan 2017 Perşembe

Nisan ayı bitmeden


Evden uzak iki vasıta ile işe gitmedin artıları eksileri nelerdir desem? Yolda gecen onca zaman, uykusuzluk diye başlar  sürüsüyle madde sayarız. Ben bardağın dolu tarafına bakıp yolda okunan kitaplara değineceğim. 4 adet kitap okumuşum ki beni araba tutar. Midem bulanmasa artık yıllardır okunmayan kitapları bitiririm :)

Vıctorıa - Knut Hamsun

Varlık yayınlarını çok geç keşfettim. Daha doğrusu sahaflardan eski kitaplar almayı geç keşfettim. 
Bir kere o tadı varınca da alası geliyor insanın. O niyetle hikaye kitabı aramıştım sahaflardan ama bulamamıştım. 
Adı ilgili olup ta gerçekte ilgisiz olan satıcılardan dolayıda çok kurcalayamadım, var olanlar içinden ilgimi çeken iki kitapla sahaftan dönmüştüm. 
Yazarın Açlık adlı kitabı her yerde karşımıza çıkıyor. Adı bilindik ama dili bilindik değil. En azından benim için bilindik değil. 
İnce olunca yolda izde okurum dedim. Sabah işe gidince araba / tramvay dolu oluyor kendim zor sığıyorum. Akşam ise ikisine de ilk duraktan binip oturuyorum. Midemin elverdiği ölçüde başladım bu saf kendi halinde olan aşk kitabına. Bu arada aşk kitaplarını da hiç sevmem. Asıl hikaye farklı olacak arada masumcuk bir sevda olacak ki sevebileyim.


Kitap 1969 nisan ayında basılmış. Beşinci basım benimkisi. İlk basım 1952 deymiş. 
Çeviri Behçet Necatigil'e ait. 150 sayfalık ince bir kitap.

Okurken kendimi liseli ergen gibi hissettim. Ergenlikte bile aşk  temalı kitap okula ( tamam bir tane okumuştum adını bile hatırlamıyorum ) gel yetişkinlikte oku. Allahım ben bir Bridget  Jones muyum. Aman Allah korusun, son filmi saçma bulmuştum. Rabbim bizi şaşırtmasın.
Kendi halinde saf masum bir sevgiyi oku gel burada cıvık cıvık benzetme yap olacak şey değil.
Çık cık cık kınadım kendimi.
:)

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat  - Stefan Zweig 

Yazarın okuduğum 4. kitabı. Geç tanıdım beğendim diye pek çok kitabını indirdim. Hemen okudum mu? Hayır başka iki kitabına başladım,  beğenmedim yarım bıraktım. Sonra ince diye buna başladım. İki hikayeden oluşuyor kitap  İlki kitaba adını veren hikaye. Çok fazla bölünerek okudum diye mi bilinmez sevmedim. Bir yüreğin ölümünü  ise severek okudum. 

Alıntı - Bir Yüreğin Ölümü

Bir yüreğin adamakıllı sarsılabilmesi için her zaman ille de kaderin güçlü bir tokadı ya da
her şeyi sert bir şekilde söküp atan bir güç gerekmez; hatta gelişigüzel nedenle yıkımı
yaratmak, kaderin ele avuca sığmaz heykeltıraş isteğini tahrik eder. Biz insanoğlu, kendi
anlaşılmaz dilimizde bu ilk hafif dokunuşlara bahane deriz ve onun o küçücük cüssesiyle
çoğu zaman muazzam etkili gücüne şaşar kalırız; fakat bir hastalık nasıl sinsice ortaya
çıkarsa, bir insanın kaderi de ancak her şey gözle görülür hale geldiğinde ve olaylar
başladığında kendini belli eder. Kader, yüreğe dıştan dokunmadan çok önce beyinde ve
kanda içten içe ilerler her zaman. Kişinin kendini tanımaya başlaması aslında kendini
savunmaya başlamasıdır ve bu, çoğu zaman beyhude bir savunmadır.

Bir başkasının yüreğinin parçalanması sizi neden ilgilendirsin ki... önemli olan sizin zevk
almanız.

Gezgin - Halil Cibran

Yazarın okuduğum ikinci kitabı. Dilini beğensem de abartıldığı kadar güzel olmadığını söyleyebilirim. 
Kürk mantolu madonna ne çok abartılmıştı. Bende inat edip okumamıştım. Bir an beğenmeyeceğimi düşünüp başlamış çok beğenmiştim. 
Bu yazarı da öyle bekliyordum ama beklediğimi bulmadım. 
Kötü mü ? Hayır, gayet güzel bir dili var ama aynı mesele. Neden bu kadar abartılıyor. Belli başlı yazarlar okunmazsa kitap okunmamış sayılıyor ben onu anlayamıyorum. 

Yazarı yeni tanıdığımı söylesem de okuduklarım çok tanıdık. Yeni bir kitap okumuşum izlenimi vermedi. Zaten 96 sayfa yarısı da yok. Hemencecik bir günde bitti. Kitabı beğendim mi? ''Çok sanatsaldı beni aştı'' diyeceğim. Hiç bir sonuca bağlanmayan hikayelerden bir ders çıkarmam gerekiyordur herhalde ama olmadı. Ben o mesajı çoğu yazılarda alamadım :(


Bu kitapla birlikte sahaflardan alınmış kitaplardan 8. kitapta bitmiş oldu. 7 adet kitap kaldı, benden beklenmeyecek performans oldu. 

Birde dergi fuarından aldığım dergileri yarılasam ne güzel olur. Sadece gezi saysını biraz okudum. 

Yeni kitap olarak Daha önce başladığım İskender Pala'nın kırk Güzelller çeşmesini cantama attım. Araba beklerken bir iki deneme okurum. Onun dışında   Angele'nin küllerine başladım. İkisini birlikte okuyamam gibi bakacağız artık. 
Sınavlara gelince bir ara hevesle başlamış çalışmıştım. Sonra zevk için okuduğum bölümü kendime ödev bilip yük yaptığımı fark ettim bıraktım. Zevk ala ala okuyacağım ( bu fikirden cayıp pişman olacağım ). Yüksek lisansdan hoca çıkmış soruları soracakmış. Bir kere çözdüm. Yapamadıklarımı bir kağıda yazdım sınavdan önce 20 adet yapamadığım soruya bakar girerim. Şuan için 80 - 85 alırım. 

Şimdilik benden bu kadar. Allah'a emanet olun. 


25 Nisan 2017 Salı

Yaban Kızlar - Ursula K. Le Guin

Yazarın adını blog aleminde çokça duydum.
Düşünüyorum da çevremde kitap okuyan insan yok gibi bir şey. Tüm dünyam blog olmuş. Ne tavsiye edilirse denemek istiyorum. Yazarda bunlardan biri.
Ne çok övüldü, ne çok.

Kötü kitap mı ki böyle dedim? Hayır kötü değil. Çok çok da güzel değil.
Kısacık bir roman. Roman mı dedim? Uzun hikaye diyelim. Hemencecik bitiyor. Ben yazarın kim olduğunu ne tarz yazdığını bilmediğim için nerede geçiyor, kim bu kök insanlar, toprak insanlar sorusuna başta cevap veremedim.  İdeal devlet temalı bir başka kitap mı dedim, değilmiş.


Uzun hikayenin sonunda bir iki şiir ( neden şiir sevmediğimin ispatı olan şiirlerden ) ve kitaplar üzerine notlar ( okurken uyanık kalmak )  ve  röportaj  var.
Her şeyden bir parça fikri çok hoş ve fikirlere katılıyor olsam da dili sevmedim. Bir kafede oturulmuş ta sohbet edilmiş. O sohbette temize çekilmeden öylecene kitaba basılmış havası var.

Hikayeden bağımsız olarak okurken uyanık kalmak yazsını okusam beğenirdim ama hikayenin ardından yüzeysel kaldığı için olmamış diyorum. 

 Alıntı

Modh tiz ağlamayı gece duymuştu; boşluktan geliyordu. Ne doldurabilirdi o boşluğu? Ne yetebilirdi doldurmaya?

Yaban kızlara Kent’te nasıl yaşanacağını öğretme işini Nata üstlendi ve görevini içtenlikle yaptı. Kuralları öğretti. Neye inanıldığını öğretti. Kurallar adalet içermediğinden adaleti öğretmedi. İnanılana şahsen inanmasa bile inananlarla nasıl  yaşanabileceğini gösterdi.

İşin doğrusu, tarihte zaten hiçbir zaman çok fazla sayıda insan kitap okumamıştır. E, ne demeye şimdi okuduklarını veya okumak zorunda olduklarını düşünelim?

Bir kere, çok, çok uzun dönemler boyunca insanların çoğu okumayı hiç bilmedi. Okuryazarlık alt sınıflarda, sıradan insanlar ya da kadınlar arasında teşvik edilmezdi. Okumak sadece güç sahibiyle güçten yoksun arasındaki ayrımın bir işareti değil, gücün ta kendisiydi. Okuma zevkiyse söz konusu bile değildi.

Bir kitap size on beş yaşınızdayken söylediği şeyi elli yaşınızdayken de söyler ama söylediği o zaman öyle farklı gelir ki yepyeni bir kitap okuyormuşsunuz gibi gelir.




21 Nisan 2017 Cuma

Alamut Kalesi - Tiyatro

Alamut kalesi ve Hasan Sabbah kimin ilgisini çekmiyor ki?
 Nasıl bir güç, nasıl bir kafa yapısı insanı buna zorlar. 
Nasıl bir düşüncedir ki insanın inandığı değerleri aslında bir hiç olduğunu belli etmeden ölümüne kabul ettirir. 
Takdir etmesem de hayran olmadan edemiyor insan. 
Neyse efendim konu ile alakalı yıllar önce Wladımır Bartol'un kitabını okumuştum. Müslüman bir yazardan da okumak isterim ama rast gelmedim. Daha doğrusu bildiğim yazarlardan yok, var olanları da pek duyduğum yazarlar değil.  Hassas bir konu diye mi yoksa su yüzüne çıkmayan yanları hala mevcut diye mi bilinmez bildik tarihçilerden  pek kitap yok. Varda ben mi bilmiyorum yoksa?


Neyse efendim tiyatro Kültür A.Ş. bünyesinde  uzun zamandır var. Bir türlü nasip olmadı gidemedim. En son Ali Emiri Kültür Merkzinden oynanacağını duyunca kaçmaz dedik ve Menekşe abla ile gittik. 

Tiyatral Sanat Akademisi Vakfı tarafından sahnelenen  oyunda benim tanıdığım tek kişi Hasan Sabbah rolünde Atilla Olgaç vardı. Kurtlar Vadisinde meşhur olduktan sonra yapmış olduğu gereksiz konuşmalardan bir antipati vardı kendisine karşı. 

Giderken biraz şüphe ile gittim. 
 Koca kale, onca entrika nasıl aktarılır diye. Gayette güzel aktarıldı. 
Ben oyunu beğendim. 


Kostümler,  sahne tasarımı güzeldi. Konuyu bilmeyenler için sonu havada kalmış olabilir. Daha doğrusu insanlık var oldukça bu fikir ve benzerleri  hep var olacak mesajı var. 

Toprağın üstünde adalet yok. 

Rabbim bizi bu tarz insanlardan korusun. Bizi doğru yoldan şaşırtmasın. 


Benden bu kadar, esen akılın. 

Görseller alıntı ama linkleri unuttum :(


10 Nisan 2017 Pazartesi

Ahraz - Deniz Gezgin

Yazarı nereden duydum da aklıma yer etti bilmiyorum. Sahaflara gidince   ''Aa Ben bunu not almıştım bir yere, alayım okurum'' dedim.  Aklıma not almış olmalıyım ki defterlere baktım da bulamadım.

Neyse efendim.

Yazar çok tanıdığım bir yazar değil sadece güçlü bir kalemi olduğu ve ilerleyen aşamalarda  daha popüler olacağı yazılıp çiziliyor. 
Umarım öyle olur. Genç kadın yazarlara ihtiyaçlarımız var.
Yazarın ilk romanı imiş. Mitoslar üzerine başka kitapları da var. 
Mitos? Evet sordunuz duydum. 
İlgilenenler zaten biliyor da ben ''neden mitoslar?'' kısmına  değineceğim. 

Kendisi   Prehistorya ve Önasya bölümü mezunu. İlginç, ilgi çekici bir bölüm. 

AÖF Kültürel Miras ve Turizm okuyan biri olarak kendi yavan derslerim bile bana etkileyici geliyorsa bu bölümü okusam okula koşa koşa gider evimi mitler, heykeller ve çanak çömleklerle doldururdum.
Neyse ki konu benim çılgınlığım değil, genç yazarımızın kitabı. 
Genç diyorum da yaşlı olduğumu düşünmeyin, 4 -5 yaş küçüğüm sadece. 

Neyse efendim yazarımızın kitabı da almış olduğu eğitim kadar ilginç. 
Etkileyici bir dil sıradan olayları bile masalsı bir havaya sokuyor. 

İnsanın içinde hep var olan ve olmaya devam edecek kötülüğü, buna bağlı olarak oluşan kırgınlığı, kırgınlıklar üzerine sarılmaya çalışılan kabukları, insanların ötekileştirilmesini ve nicesini incecik kitap içerisinde bulacaksınız.

Alıntılar

Bugün bu çocuğun gözlerinden akarken yakaladığı korkuyu kocaman elleriyle ısıtmak,  eritmek, dönüştürüp ona geri vermek istiyordu.

Unutmak sağ çıkmaktır.

Hangi ev icine oyulan yersizlik duygusunu dindirebilir ki.

Savaş,  bir şarkıları öldüremiyordu, bir de anıları fakat ezgileri yakıyordu.



Kitap Beyoğlu Sahaflar Festivalinden alına kitaplardan birisiydi. Geriye 9 adet kitap kalıyor, bu sene en azından 5 tanesini daha okumak istiyorum. 
Bakalım nasip. 


7 Nisan 2017 Cuma

HAVADAN SUDAN # 2

İnsan oğlunu anlamak zor. Havadan sudan yazmaya geldim benzer temada 3 adet taslağım olduğunu gördüm. Bakalım bu süre zarfında neler değişmiş. 


Bu şarkı eşliğinde okuma yapıyoruz :)

Aralara ilave ediyorum, yazı farkından ayırt edersiniz. 

21.03.2017
Her telden yazmayı seviyorum. Sohbet havasında geçiyor. Benim sohbetlerimde daldan dal olduğu için yazılarımda daldan dala geçiyor. Ani geçişleri artık görmemezlikten gelirsiniz. 
Şimdi konuya nereden başlasam bilemedim. Karşımda biri olsa bir şey sorsa da giriş yapsam. 
Imm düşünüyorum, en son  26 şubatta havadan sudan yazmışım. Eminönü'ne gidip etamin aldığımı yazmışım. Etamin kolye yapmaya niyetlenmiştim vazgeçtim. Etamin bir iki hafta köşede kaldı. Her eline attığından çabuk sıkılan biri olmamak için kolyeden vazgeçip masa örtüsü yapmaya karara verdim. Öyle tek model bilindik bir şey olmasın dedim ve beğendiğim desenlerden karma bir çalışma yapmaya karar verdim. Henüz başlardayım, ne zaman biter. Bitene kadar benim sanrım ne olur pek emin değilim.



Gözlerim ağrıdığı için ara verdim. 

Haftada iki gün elime  etamin almaya karar verdim.  

Haftada 3 gün spor var, aksatmadan kaç ay giderim bilmiyorum.

Bir haftadır gitmiyorum. 3 günlük detoksa girdim, kendimi yormak istemediğim için spora da gitmedim. Detoks meselesine başka zaman değinirim. 

Konular yığılmasın diyede AÖF derslerine başladım. 20 ünitem var, 2 tanesi bitti. 2 üniteye de giriş yaptım. Günlük hedefim 10 sayfa.

AÖF sınavı ile yüksek lisans sınavları aynı güne denk geliyor. Büyük ihtimalle AÖF sınavlarına girmem. 16 ünitenin 6 sı bitmişti halbuki. 

Bunların dışında yazı yazmama sebep olan bir durum var; dikiş dikmek.
Geçenlerde A101'e dikiş makinası gelmişti.  Bir iki gün öncesinden heyecan yaptım, gelecek mi? kalacak mı diye. İş arasında gittim aldım ama hemen açmadım. 3  hafta annemden sakladım .


Gecen cumarteside işten izin alıp okula gittim, okul çıkışı da Bakırköy pazarına gittim. Başka zaman olsa pazarın altını üstüne getirirdim, nedense gezesim gelmedi. Direk kumaş kısmına gidip kumaş aldım. Pek çok kumaşta gözüm kalsa da aç gözlülük olmasın diye bir kaç parça ile geri döndüm. Tabi aldıklarımı ne yapacağıma karar veremediğim için yanların astar, fermuar gibi başka bir şey almadım.


Dönerken de büfeden Burda dergisi aldım. Aklımda sahaflardan gidip içini görebileceğim eski sayılara bakmak vardı ama ne zamana nasip olur bilemediğim için bulduğum dergileri aldım. Aldığıma da pişman oldum. Daha doğrusu Vintage olanı aldığıma pişman oldum.


 Neyse efendim kutuyu açmış bulunduk. Mezuralar hazırlandı, ipler takıldı ayarlarını kontrol ettik. Dikiş denemeler yapıldı. En son ablam kalın penye verdi bundan devam et diye iğne takıldı kaldı. Büyük ihtimalle iğne eğrilip içer de kaldı. Mantıken iğneyi yerinden çıkarmam gerek ama çıkmıyor. Denedim denedim olmuyor. Mecbur anneme söyledim o da çeviremedim.
İşte bunca yazıyı bir iğneyi nasıl çıkarma gerek, makinem düzelir mi gibi soruları sormak için yazdım. Yardım edin bana, ağlayasım var. Dikiş benim çocukluk hayalimdi ilk günden makine elimde kaldı.

Dikiş makinasını kardeşim tamire götürdü. İp toplamış, tek sorun oymuş. Kardeşim diyince hatırladım ki alt kısmını çıkarabiliyorduk. Neyse efendim pazar günü okul olmayınca evden çıkmadım. Uğraştım patron çıkardım. Şeklini sevdiğim penye  tişorttan örnek alarak kumaş elbise uyarlaamsı yaptım. Ömrümde böyle br şey yapmadığım için ilk etapta zorlandım. Tamam tamam ikincisinde de zorlandım. Gazete yardımıyla çabaladım bir şeyler yaptım. Sıra geldi dikme işine. Anladımki bu işler bu kadar kolay olmuyormuş. Makinayı kullanmayı beceremedim. Sürekli ip topluyor. Bir bilene danışmam lazım yada video izlemem lazım.

Neyse efendim 15 gün sonra bu yazıya devam etmeme sebep olan meseleye geleyim.

İşten ayrılıyorum. 


Tamam mayıs başında işten ayrılacak köye gidecek, ramazanı evde rahat rahat geçireceğim diye planlar yapmıştım. Evdeyken  yapılacaklar listelerini kafamda defalarca oluşturmuştum. Bunlara rağmen insan hüzünleniyor. 
11 ay boyunca iyi kötü pek çok şey yaşadım. 
Güzel bir ortam kurdum. 
İnsan evladı anlaşılması zor varlık. 
Halbuki geçen sene bu zamanlar iş ararken ''acaba iş değişikliği yapmasam mı'' dedim durdum. İş değiştirdim, fiziki şartlardan dolayı geldiğime pişman oldum. 
Arkadaş ortamı güzel olunca fiziki şartların çok da önemli olmadığını öğrendim. 
Şantiye şefi ile konuşuyoruz ''burada rahat olmayı öğrendim, küçük şeylere takılmıyorum artık '' dedim. O da bana '' Normal de de rahatsındır, büyük sorunlar olunca küçük şeyler insanın gözüne gelmez. Sende olanda odur '' dedi. Düşündüm gerçekten küçük şeyler mi abarttığım diye. 
Yine de emin olamıyorum. 

Anlatacak çok şey var aslında. Okul bitmiş de tüm arkadaşlarımı bırakıp memlekete dönüyormuşum hissi var içinde. 
Evdeyken  yapılacaklar listesi yapsam benden bir iki kişiye daha ihtiyaç olabilir.
Listemi kelem kağıda döktüm mü derseniz ? Dökmedim, dökemiyorum. Yalnızlık zor be blog, arkadaşsız kaldım yine.
Bunca lafta bunun içindi işte. 

Komşu komşunun bir silik selamına muhtaçtır. 

Selamlar  blogcanlar. 

31 Mart 2017 Cuma

Ev Dekorasyon


Şimdi bu güzel tasarımlar mektuplar ve pullarla birlikte yok olup gitsin mi? 
Değerlendirelim ama nasıl, derseniz. Benim tercihim duvar kağıdından yana olur.
Her yerin beton olduğu büyük şehirde yaşadığınızı hayal edin ( çoğumuz büyük şehirde yaşıyor ). Tüm gün beton yığınları arasında trafik çilesi çekmişsiniz.  Eve gelip dinleneceksiniz, her yer mobilya. 
Onun yerine huzur dolu bir orman, deniz yada sonsuza kadar uzanıyor hissi veren bulutlar olsa.





                        


                                     

Resimleri pinterastten aldım daha fazlası için bir göz atın. 
Yok ben manzara resmi istemiyorum diyenlere en güzel çözüm; 
dekorasyonda harita detayları kullanmak. 
Uzun yıllardır hayalini kuruyorum. 
Ne zaman nasip olur bilinmez. 




İmkanlar elverse benim tercihim eski haritalar yada minyatürlerden yana olurdu.
Sizin aklınızda olan denemek isterim yada denediğiniz ilginç dekorasyon önerileriniz var mı?

26 Mart 2017 Pazar

5 yıl

İyiki yazdım,  gördüm mü  bak 5 oldum.
Nil olsam 5 dk da bir şarkı sözü yazar blogumun 5. yıl kutlamasını unutulmaz bir şekilde yapardım. Neyse ki Nil değilim,  kimsecikler yorum yazmaz bende yüzlerce hayranıma "ah efendim beni sizler var ettiniz " demek zorunda kalmam.
Onun yerine  "Ah yalnızlığım, beni sizler var ettiniz " diyorum. 

11 yıllık yatılı okul düzeninden / düzensizliğinden ev hayatına  dönüş yapmışsın.  Tek bir arkadaş kalmamış, kimsin nelerden hoşlanırsın bilen.   Anne, baba, kardeşler ile aynı evi paylaşacak iş arayışına girecek, yeni düzende uyum sağlamaya çalışacak ama başarılı olamayacaksın.

İste böyle bir yalnızlık halinde başladım blog yazmaya. O beş yıl içinde de pek bir şey değişmemiş zaten.

Ev ortamına alışmış, iş bulmuş, kendimce bir düzen oturtmuşum.

İnsan ruhu bunlarla doymuyor, dostluk arkadaşlık hava gibi su gibi bir ihtiyaç. Olmayınca da hiç bir şey tam olmamış gibi hissediyor insan.

Kitap okuyorsun birlikte yorumlayacak arkadaş yok.
Gezmeye gideceksin aynı esere bakınca aynı duyguya girecek arkadaş yok.
Aynı lezzet uğruna yolları arşınlayacak arkadaş yok.

Büyümek böyle bir şey mi blog?

Kimseciklerle paylaşamayınca yaptığım her şey olmasa da pek çok şeyi sanal alemde sanal kişilerle paylaşmışım.

Neler olmuş bu beş yılda.

En çok kitap yazmışım.


En çok kitap yorumlarım tıklanmış demek isterdim ama değil. İlk on içerisinde iki kitap var. Birinde de saçma bir yorum yaptığım,  ne kadar sığ olduğum yorumu yazılmış. O yorumu yazan engin fikirlere sahip derin insan incelik gösterememiş o ayrı dava. 

Bu tarz yorumlara rağmen bol bol okumuş,  etkinliklere katılmış,  karşılıklı birbirimize kitap göndermişiz.  Sanal alemde bolca hediyeleşmişim. Katıldığım çekilişlerin 5 -6 tanesinde talihli olmuşum.

Bu zaman zarfında sanal bir dostluk ortamı kurmuşuz. Yazmayınca hal hatır sormuşuz. 
Birbirimize önerilerde bulunmuşuz. 

1Az ve öz 272 izleyicim olmuş. Toplam 105,203 kez görüntülenmiş,  1619 yorum almışım. 
Bu yorumlardan sadece küfür içeren iki yorumu  yayınlamadım. Sığsın, basitsin yorumları yayınladım. Kendi basitliğini görsünler istedim. 

Az biraz gezmişim bu zaman zarfında. Bu geziler Karedeniz ağırlıklı olmuş.  Bol yeşilli, doğa ile baş başa.  Karadeniz dışında Ankara, Eskişehir gibi karasal iklime sahip İç Anadolu Bölgelerine gitmişim. Şehir turizminde öne çıkan etken insandır. Bol kalabalık ortamlarda kendi içinizde kalmışız.
Ege Bölgesinde Milas ve Söke'ye gitmiş.  Hiç bir tarihi yer gezmeden pazarları gezip dönmüşüz.
Bol otlu, sakin huzurlu ortam görmüşüz. Aklımızın bir köşesine not almışız. ''geniş, geniş gezilmeli demişiz''

Bir dönem kaktüs yetiştirmişim. Vaktim olsa tekrar uğraşabilirim. 


Yemek tarifi vermişim bir kaç defa. Yemek masasını şenlendirecek arkadaş olmayınca ondan da vazgeçmişim. 

Fark ettim ki doya doya sohbet etmeyi özlemişim, çenen ağrıyana kadar. 
Bol kahkaha, kilo düşünmeden yemek, ayaklarım su toplayana kadar yürümek, gezmek tozmak. 
Hepsini özlemişim. 
Aman Allah'ım yaşlanıyorum. İsteklerim farklı bir alana mı kaymalı. Sessiz sakin huzurlu bir yaşam. Tamam onuda istiyorum. İkisi de olmaz mı Allahım.

Bu zaman zarfına yorumlarıyla beni yalnız bırakmayan tüm takipcilerime teşekkür ederim. Beni sizler var ettiniz :) 
Tamam tamam her şey yalnızlıktan :)
Şaka bir yana pek çok şeyi keşfetmeme blog alemi vesile olmuştur. 
Yeni fikirlerle reklam kokmadan hep var olun.
Esenkalın.

21 Mart 2017 Salı

Mahsa Vahdat - Ha Leyli


Dünyadan sesleri severek dinlediği söylemiştim.
 Farsca dan zerre anlamayan bile  şarkının etkileyici olduğunu dinleyince anlar. Tekrar tekrar dinlemek ister. 
Benim sık sık dinlediğim şarkılardan biridir. Hem herkesle paylaşmak istiyorum hem istemiyorum. 

Kendi beğendiğimi paylaşıp ilgilenenlerine haberdar olmasını istiyorum ama bir kesim var ki insanı hayattan soğutur. 
Sadece bir şeyi popüler olduğu için dinlemek, izlemek, okumak, giymek ama içeriğinin ne olduğunu kavramak için zerre çaba göstermemek. 
İşte bu grubun diline düşsün istemiyorum, onların elinde en değerli meta bile değersizleşiyor. 
Ah lütfen anlayarak dinleyerek dinleyin. 

Neden böyle bir şey paylaştığımı merak edenlere acıklama yapayım. Akşam Hayat Şarkısında geçti. Kırmadığı ceviz kalmayan Bayram Cevher'in istek şarkısı.

Yurdumun insanı ''Arapça Atmaca şarkısı'' arar gibi ''Bayram Cevher şarkısı'' diye aramasın lütfen. Silin onları yer yüzünden.

Yazık etmeyin bu sözlere, bu sese.

Hakikat değil mecazdır, meyyhanenin kapısı açık ki bu hikaye uzundur. 

Mecnunun gam yükü, Leylanın saçının kıvrımındandır.
Ha leyli, ha leyli, ha leyli

Neyse efendim siz dinleyip kendiniz karar verin 


Şarkının Türkçe versiyonu da varmış. Yorum yapacak kadar dinlemedim. Sakin bir zamanda dinleyeceğim. 


Bu arada eserin Sadi Şirazi ye ait olduğu rivayeti var. Doğru ya da yanlış, eser güzel dinleyiniz efendim. 





20 Mart 2017 Pazartesi

Sırca Fanus- Slyvia Plath


İntihar eden bir başka yazarla karşınızdayım. Özellikle uğraşsam depresif yazarları derleyip de okumaya başlayam. Bir şekilde denk getirmişim. İntihar temalı kitaplar, intihar eden yazarlar ve halinden memnun olmayan roman karakterlerini ard arda sıralamışım. 

Ruh halimi yansıtıyor demeyeceğim. çok şükür iyiyim. Tamam çok şey isteyip hiç birine yetişemiyorum ama olsun. Sağlığım sıhhatim yerinde zamanla yaparım. 

Kitaba dönecek olursak. Kitabı yıllar önce not almışım, konu neydi unutmuş gitmişim. Ard arda 3 tane Stefan Zweig okuyunca değişiklik yapayım başka kitap okuyayım dedim. Özellikle de konusuna bakmadım. Millet ''bayıldım, öldüm öyle güzel kitap'' diyecek bende kitaptan soğuyacağım diye. 

Efendim kitap çok güzel başladı.  '' Planlar birbiri ardından aceleci tavşanlar gibi hoplayarak geçiyordu kafamdan.'' diyen bir türlü ne yapacağına karar veremeyen kızımız gayet mutlu gözüküyordu. İç sesi çok güzel yansıtılmıştı. 
Ne oldu ise tüm kıyafetleri terastan uçurdu ve kitap bir anda yön değiştirdi. Böyle bir şeyi neden yaptığı duygusunu yeterince ifade edilmemiş bence. Ya da ben anlamadım, çok şükür. 

Sonradan öğrendim ki otobiyografik romanmış. Daha doğrusu hayatı ile paralellik gösteriyormuş. O yüzden yazar kitabı takma bir isimle çıkarmış. İntihar ettikten sonra gerçek adı ile yayınlanmış. 

''Neden sırça fanus'' derseniz yazar kendini bir fanus içerisine kıstırılmış olarak gördüğü için Sırca fanus. 
Fanus deyince benim aklıma tüm kötüklerden arındırılmış temiz sakin bir hayat geliyor. Yazar olamama  nedenim oradan geliyor galiba. 

Kızımız edebiyat öğrencisi olunca yazarlara, şairlere, dergilere ve kitaplara da değinilmiş.

Finnegans Wake,  Dylan Thomas, Four Quartets,  James Joyce   ve daha niceleri.

 Alıntılarla veda ediyorum. Keyifli pozitif kitaplar okumanız dileği ile.

Korkunç bir hayvanın üzerinden atılmış bir deri gibi pörsük ve terkedilmiş hissediyordum kendimi. Hayvandan kurtulmuş olmak ferahlatmıştı beni, ama ruhumu ve pençelerini geçirebildiği her şeyi de alıp götürmüşe benziyordu.

Tanınmamamın çok önemli olduğunu hissediyordum.

ırmağınakışı, Havva ile Adem’den beriye...

Baştaki küçük harf hiçbir şeyin gerçekte en baştan, büyük harfle başlamadığı, yalnızca kendinden önce geleni izlediği anlamına gelebilir diye düşündüm. Havva ile Adem kuşkusuz Adem ile Havva’ydı ama belki başka bir anlam da taşıyordu.

Ona yalnızca istediklerimi anlatacak ve bazı şeyleri gizleyip bazılarım açıklayarak onun kafasında yarattığım izlenimleri kontrol edebilecektim. Bütün bunlar olup biterken o da kendini pek zeki sanmaya devam edecekti. 

Kafamın içinde bir beyin olmadığını görmemek için insanın kör olması gerektiğini düşünüyordum.

Çünkü nerede olursam olayım  hep aynı sırça fanusun altında kendi ekşimiş havamda bunalıyor olacaktım.

15 Mart 2017 Çarşamba

Amok Koşucusu - Stefan Zweig

Yazarı üçüncü kitabı karşınızdayım. Kitabı bitirdim ne yazacağıma karar veremedim. 
Nasıl bir ruh halidir bilemedim. Zaten bilsem bu satırları yazmaz intihar etmiş olurdum. 
Her biri birbirinden sürükleyici 7 hikaye. Yedi hikayede de ölüm son çare olarak gösterilmiş. Ya intihar edecek yada öldüreceksin. 
Nasıl bir ruh hali, nasıl?
Cidden anlamakta zorlanıyorum. 

Son hikayeyi bitireli dakikalar oldu. Bilmediğim bir ülkedesin evine gitmek için çaba gösteriyorsun. Onca zaman savaşmış yaralanmış yıpranmışsın. Neden savaştın, sonuç nedir bilemiyorsun. Dilini konuşacak tek bir insan yok. Düşünüyorum da intihara gerek yok.
 Bu acıya; belirsizliğe, konuşacak bir insan evladının olmayışına kalbimin dayanbileceğini sanmıyorum. 
Zor dostlar, yalnızlık zor. 
Yazarın dili o kadar güzel ki birbirinden iç karartıcı hikayeleri kaldırıp bir köşeye atamıyorsunuz. Sizi doğrudan içine çekiyor. Sonunu bilmelisiniz, bir çıkış yolu bulmalısınız. 
Hele ki yeşilcam filmlerindeki gibi mutlu sonla biten hikayelerle büyütülmüş bünye dumura uğruyor. Neydi bu şimdi diyor. 
Ben kitabı E - kitap olarak okudum. Son hikaye bitti, sayfalar takıldı galiba dedim. 
Bittiğine inanamadım. 

Kitabın içerisindeki hikayeler.

Bir çöküşün öyküsü ( ayrı bir kitap olarak da satılıyor ),
Madalya ( daha önce bir yerde okumuştum ama neresi çıkaramadım ),
Bezginlik,
Amok  koşucusu,
Ay ışığı sokağı,
leporella,
Leman ölü kıyısındaki olay. 


13 Mart 2017 Pazartesi

Satranç - Stefan Zweig


Yıllar önce okunacak yazarlar listesi yapmıştım. Yazarın ismi orada geçiyor ama fırsat bulup okuyamıyordum. 
Son zamanlarda blog aleminde sıkça karşıma çıkınca okuyayım dedim. 
Bu sayede okumaya başladığım yazarı anlayacağınız üzere  geç keşfettim. Geç olsun ama güç olmasın yavaş yavaş okurum dedim ve üçüncü kitaba başladım. Üç bitmeden ikinci kitabı paylaşayım istedim. 


Adını sıkça duyduğumuz, ben hariç tüm blog aleminin okuduğu kitabımız  yazarın son kitabı Satranç. 

''Kitap neden bahsediyor ?'' derseniz. 

Kitap bir deniz yolculuğunda geçiyor. 
Ünlü bir satranç ustasının dikkatini çekmek isteyen anlatıcımız ilk etapta şampiyonun dikkatini çekmese de ilginç mühendisin dikkatini çeker. 

Mühendis; En önemsiz oyunda bile yenilmeyi kişiliklerine yapılmış bir hakaret olarak gören o kendinden emin, başarılı insanlardandı. Yaşamda önüne çıkanı devirerek yol almaya alışmış ve somut başarıdan şımarmış, kendi kendinin mimarı bu iri yarı adam, üstün olduğu düşüncesine kendini öyle kaptırmıştı ki, ona karşı koyulmasını kendisine karşı haksız bir ayaklanma» ve neredeyse hakaret olarak algılayan bir tip

Bu hırs  halinde anlatıcı kendilerinin amatör olduğunu, asıl başarının kendilerine küçümseyerek bakan şampiyonu yenmek olduğunu vurgulayınca mühendis şampiyonu bulmaya gider. Bir maç yapmak o kadar basit değildir. Her şeyin değeri para ile ölçülür. Neyse ki mühendisin saçılacak parası bol. 

Bir Bay Czentovic'in bana iyilik yapmasına izin vermektense ve sonunda bir de ona teşekkür etmek durumunda  kalmaktansa, para öderim daha iyi.

Zihniyeti ile yarışa tutulurlar. Yenilen pehlivan güreşmeye doymazmış misali tekrar tekrar yenilirler. Taki o yabancının gelişine kadar. 

Tüm dünyası kara tahta üzerindeki piyonlardan ibaret olan dünyaca ünlü satranç şampiyonu  ile tüm dünyası zihninde oluşturduğu kareler üzerinde taş sürmek olan yabancının  satranç karşılaşması başlamış olur. 
Yabancı bu karşılaşma için tereddütte olsa da ; Beni ilgilendiren ve kafamı kurcalayan tek şey, o zaman hücrede yaşadığım satranç oyunu muydu yoksa delilik mi, o tehlikeli kayalığın hemen önünde miydim yoksa çoktan ötesine geçmiş miydim, bunları açığa çıkarmak için duyduğum gecikmiş merak, yalnızca bu. der  ve turnuvaya başlar. 

Turnuvayı kim mi kazandı ?

Kitap hakkında daha fazla detay vermiyorum. Alıntılarla yazıya son veriyorum. Gitmeden de kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Bütün yontulmamış varlıklarda olduğu gibi onda da gülünç bir  kendini beğenmişlik vardı; dünya turnuvasındaki zaferinden beri kendini dünyanın en önemli adamı olarak görüyordu ve bütün bu
zeki, akıllı, göz kamaştırıcı konuşmacıları ve yazarları kendi alanlarında yenmiş olduğunu, üstelik onlardan daha çok kazandığını bilmek, onun o eski güvensizliğini soğuk ve çoğunlukla kabalıkla  özler önüne serilen bir gurura dönüştürdü.

Sabit fikirli, kafasını tek bir düşünceye takmış her türlü insan, yaşamım boyunca beni çekmiştir, çünkü bir insan kendini ne kadar sınırlarsa, öte yandan sonsuza o kadar yakın olur; işte böyle görünüşte dünyadan kopuk yaşayanlar, özel yapıları içinde karınca gibi, dünyanın tuhaf ve eşi benzeri  olmayan bir maketini kurarlar.

Bu kurnaz köylünün, derinde  yatan yetersizliğinin arkasında açık vermeme akıllılığı gizleniyor,

En önemsiz oyunda bile yenilmeyi kişiliklerine yapılmış bir hakaret olarak gören o kendinden emin, başarılı insanlardandı. Yaşamda önüne çıkanı devirerek yol almaya alışmış ve somut başarıdan şımarmış, kendi kendinin mimarı bu iriyarı adam, üstün olduğu düşüncesine kendini öyle kaptırmıştı ki, ona karşı koyulmasını kendisine karşı haksız bir ayaklanma» ve neredeyse hakaret olarak algılıyordu. İlk eli kaybedince öfkelendi, uzun uzadıya ve sert bir tavırla, bunun yalnızca bir anlık bir dikkatsizlik yüzünden olduğunu açıklamaya başladı.

Her meslekte gerçek profesyoneller aynı zamanda en iyi iş adamlarıdır.

Bir Bay Czentovic'in bana iyilik yapmasına izin vermektense ve sonunda bir de ona teşekkür etmek durumunda  kalmaktansa, para öderim daha iyi.



Ama yeryüzünde kimin, hiçliğin kölesi olan benim kadar yararsız ve kullanılmayan zamanı vardı ki, kim bu kadar hırs ve  sabırla doluydu?

Bilindiği gibi yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz. Her birimizi tam bir boşluğa, dış dünyaya sıkı sıkı ya kapalı bir odaya hapsetmekle, eninde sonun da dilimizi çözecek olan baskı, dayak ve soğuk yoluyla dışarıdan değil içeriden yaratılacaktı.

... bir insan yüzü görmedim, bir insan sesi duymadım; göz, kulak, bütün duyular sabahtan geceye, geceden sabaha kadar en ufak bir besin almıyordu.

Satrancın çekiciliği temelde bir tek şeyden kaynaklanır: Stratejisinin farklı beyinlerde farklı biçimlerde gelişmesinden.

Satrancın eşsiz bir yararı vardı, tinsel enerjinin daracık bir alana yönlendirilmesiyle en ağır düşünce eyleminde bile beyni gevşetmiyor, tersine kıvraklığını ve esnekliğini artırıyordu.

Besbelli ruhumuz için yorucu ve tehlikeli olabilecek şeyleri kendiliğinden yok eden gizemli güçler
var beynimizde, çünkü ne zaman geriye dönüp hücre günlerimi düşünmek istesem, sanki beynimde ışık sönüyordu; bana neler olduğunu düşünme yürekliliğini ancak haftalar sonra, işte tam
burada, gemide buldum.



10 Mart 2017 Cuma

Düğün Evi - Necip Mahfuz

Yazarın üçüncü kitabı ile karşınızdayım. İlk iki kitabı pek beğendiğim söylenemez. Üçüncüye bir şeyler beğenirim artık diyerek kitaba başladım. Hikaye genel olarak itici gelmedi ama anlatım tarzını beğenmedim.



Olay 4 kişi tarafından anlatılıyor. Aynı hikayeleri farklı kişilerin ağzından aktarıldığı pek çok kitap okudum. İlkinde olay anlatılır, sonrakilerde kişilerin olay hakkındaki fikirlerini okuruz. Mantık budur ama bu kitap farklı, aynı diyalogları tekrar tekrar okuyoruz. O kişinin diyaloglar dışında iç sesi  duysak fena olmazdı.


Altını çizdiğim üç beş satırdan başka da bir şey beğenmedim.
Özet yapmak gerekirse yazarı pek sevemedim. Tekrar bir kitap okumak istersem eminim yıllar sonra emanet bir kitap olur. Tutup da bir kitabını satın almam.

Yazarın daha önce okuduğum kitapları;

Midak Sokağı
Yağmurdan Aşk



Sahaflardan aldığım kitaplardan bir tane daha okumuş oldum.

Benden bu kadar, esenkalın.


9 Mart 2017 Perşembe

Onedio test

Onedio da test çözmeyen var mıdır? Kitap testlerinin çoğunu ( 19 adet test var ) çözmüşümdür mesela. Nasıl oldu ise onca kitap testinden  Ortacağda hayatta kalabilecek misin testine denk gelmişim. 
Başlık itibari ile ilgi çekici. 
Bir soru var verdiğin cevaba göre ikinci soru geliyor. 
İlk soruda öldüm. Tamam ilk soruda ölünmüyorsa ikincide kesin ölünüyor. 
Hadi ben öldüm de geri kalanlar nasıl hayatta kaldı diye merak ettim ve tüm yolları denedim. 
Yok arkadaş tüm yollar mı ölüme çıkar. Tamam her nefis ölümü tadacaktır da. Bu ölümler neden hastalıktan, yaşlılıktan olmuyor. Hendek kazıyom olmuyor,  malın % 75'ini veriyom olmuyor. Acımasız oldum isyan çıkaranların kellesini kestim yine olmadı. 
Olmuyor da olmuyor. 
Ne oldu biliyor musunuz benim zamanım gitti. Üşenmedim buraya da yazdım bu da kaymağı olsun. 
''Ankara akıllı olsun'' diyen yurdum insanına nispet yapıyorum. '' testleri hazırlayanlar akıllı olsun, zamanımızı çalmasınlar '' Şaka bir yana benim  bu testten bir ders, bir yol çıkarmam gerekmiyor mu?  Bende mi bir anormallik var, gördüğümü yorumlayamıyorum. 
 Ufkum geniş değil zaar. 


4 Mart 2017 Cumartesi

Oscar Wilde'nin Son Vasiyeti - Peter Ackroyd

Bir sahaf kitabı ile karşınızdayım. 
Beyoğlu sahaflardan bilinçli olmadan aldığım bir kitap. Aldıktan sonra neden aldım ki dedim. Biyografi severim ama yazar kimdir, neler yazar, tarzı nasıldır bilmiyordum. 
Son dönemde bir kaç kitap okumaya çalışıp yarım bırakınca severek aldığım kitaplardan soğumayayım dedim ve bu kitaba başladım. En azından okuyamazsam tanıdığım sevdiğim bir yazara haksızlık etmemiş olurum düşüncesi ile. 
Kitap / yazar beni fena bozdu. '' sen beni beş dakikada harcanacak kitap sandın ama değilim'' dedi. 
Kitabın dili güzel. Yazarın bencilliği, tuhaf kişiliği çok güzel aktarılmış. Hatta kitabı Oscar Wilde'nin kendisinin yazdığını bile itiraf edebilirim. Dil olarak o kadar benziyor yani.

Yazarın sürgün yıllarında parasız pulsuz, kendini beğenmiş, insanlara tepeden bakan, birazda sapkın yalnız günlerini birlikte yaşıyoruz.



Her satırın altını çizmediysemde pek çoğunun altını çizdim. 
Kitabı beğendiğim diye bir çırpıda okuduğumu düşünmeyin. Ağır aksak günde en az 10 sayfa okuyarak bitirdim.
Kitabın sonlarına doğru edebi bir dil olmaktan çıkıp günlük moduna geçiyor.  Mahkeme süreçleride sıkıcı idi. Aslında sıkıcı bulma sebebim oğlancılıktı.
Yazara göre eserlerindeki başarı çift kişilikten geçiyor.  Bu konuda yorum yapmayacağım,  daha doğrusu güzel şeyler yazamayacağım. O yüzden bu kısmı es geçiyorum.

Yazara ölmeden önce çağının sanat dünyasını yazması öneriliyor,  kendisi yazma geregi duymuyor çünkü kimseyi beğenmiyor.
Ne kibir ama! Beğenilme sebebide buradan geliyor galiba. Ah kendi ile çelişen Acemi blogger.


Fırsatınız olursa okumanızı tavsiye ederim. 
Bu arada yazarın başka kitaplarını okuyan var mı? Netten baktım pek çok kitabı var. Birini veya bir kaçını okumak isterim ama hangi kitap?